Dolar
45,371
0,09%
Euro
53,4581
0,49%
Sterlin
61,9585
0,67%
Bitcoin
3.630.558
0,54%
BİST-100
15.062,65
0,15%
Gram Altın
6.878,461
0,69%
Gümüş
80,36
1,70%
Faiz
40,65
0,00%

İngiltere'nin efsane başbakanlarından 'Demir Leydi' Margaret Teacher, 1988'de hangi savunma sanayi şirketini gezip hayranlığını ifade etmişti?

Duayen gazetecilerden Okan Sarıkaya, Margaret Teacher'ın 1988'de Ankara'ya yaptığı ziyarette yaptığı savunma tesisi ziyaretini ve sonrasında hayranlığını ifade eden bilinmeyen notunu paylaştı.

09.05.2026 06:41Güncelleme: 09.05.2026 06:46
İngiltere'nin efsane başbakanlarından 'Demir Leydi' Margaret Teacher, 1988'de hangi savunma sanayi şirketini gezip hayranlığını ifade etmişti?
16px
32px

Sarıkaya'nın "Demir Leydi’nin Ankara notlarından, iki trilyonluk savunma devine" başlıklı yazısı şöyle:

"Tarih, bazen diplomatik tutanakların ve resmi nezaket kurallarının arasına gizlenmiş eşsiz bir ironi barındırır. Bundan tam 38 yıl önce, Batı'nın teknolojik kibrinin zirvesinde olduğu ve Türkiye'nin kendi savunma ihtiyaçları için müttefiklerinin kapısını aşındırdığı o zorlu günlerde, İngiltere'nin "Demir Leydi"si Margaret Thatcher'ın Ankara'daki bir fabrikadan ne kadar etkilenebileceğini o günlerde kimse tahmin edemezdi.

Margaret Teacher'ın 1988'de Aselsan'daki teknolojiye hayranlık duyduğunu belirten yazısı

O bahar günü ASELSAN koridorlarında, genç bir gazeteci olarak adım adım takip ettiğim o temasların, sıradan bir fabrika turu olmadığını hissetmiştim. Ancak, ziyaretin hemen ardından 10 Downing Street antetli bir kâğıda bizzat Thatcher’ın el yazısıyla atılan o imzanın; bugün 2 trilyon liralık bir savunma devinin, dışa bağımlılığı yüzde 80'lerden yüzde 20'lere indiren bir iradenin ve NATO müttefiklerine "Türkiye'den öğrenmeliyiz" dedirten bir küresel aktörün ilk ayak sesleri olduğunu söylemek, o gün için epey iddialı olurdu.

Gelin, bugün Mavi Vatan'da oyun değiştiren, ihracatta 10 milyar doları aşan ve Avrupa'nın gelecekteki güvenlik omurgası olarak gösterilen bu devasa dönüşümün şifrelerini çözmek için o sırlı güne dönelim. Çünkü bugünü anlamak için, "Demir Leydi"nin şaşkınlığını gizleyemediği o tarihi mektubun satır aralarını doğru okumak zorundayız...

1980'LERİN SONUYDU...

Soğuk Savaş’ın o ağır havasının yavaş yavaş dağılmaya, küresel dengelerin ise temelden sarsılmaya başladığı günler. Nisan 1988’de "Demir Leydi" Margaret Thatcher’ın Türkiye’ye gerçekleştirdiği o ilk resmi ziyareti, genç bir gazeteci olarak sahada adım adım takip etmiştim.

Ankara'da o günlerde kelimenin tam anlamıyla bir "çelik şemsiye" kurulmuştu. MİT ve Emniyet'in olağanüstü güvenlik önlemleri altında, Orta Doğu'nun kaynayan atmosferine rağmen, ziyaretin diplomasi koridorlarındaki ağırlığı bambaşkaydı.

O günkü izlenimime göre; Thatcher ve dönemin Başbakanı Turgut Özal arasındaki diyalog, sıradan bir diplomatik nezaketin çok ötesindeydi. Her iki lider de devletin ekonomideki rolünü azaltmaya ve askeri kapasitede teknolojik üstünlüğe inanıyordu. Ancak benim açımdan o ziyaretin ve Türkiye'nin gelecekteki savunma vizyonunun asıl kırılma noktası, 7 Nisan 1988 Perşembe günü yaşandı.

O GÜN PROGRAMIN MERKEZİNDE ASELSAN VARDI

Thatcher, pragmatik ve sanayinin dinamiklerine son derece meraklı bir liderdi. ASELSAN fabrikasındaki turu sırasında, Türkiye’nin yerli elektronik kabiliyetlerini, taktik muhabere sistemlerini ve elektronik harp donanımlarını çok yakından incelediğine şahit olduk. Ziyaretin hemen ardından, 10 Nisan 1988 tarihinde Thatcher, Londra'ya döner dönmez 10 Numara (10 Downing Street) antetli kâğıda dönemin ASELSAN Genel Müdürü merhum Hacım Kamoy’a özel bir teşekkür mektubu kaleme aldı. Thatcher mektubunda, ASELSAN fabrikasını "son derece etkileyici bir girişim" olarak tanımlıyor ve şu tarihi cümleyi kuruyordu:

“Türkiye'nin yüksek teknoloji alanında ne kadar rekabetçi hale geldiğinin bir örneği...”

O gün ASELSAN, yalnızca yerel bir üretici olmadığını, yüksek teknoloji liginde ciddiye alınması gereken bir aktör olduğunu Thatcher'ın kendi el yazısıyla attığı o imzanın üzerinde uluslararası arenada tescillemişti.

"TÜRKİYE YÜZYILI" VİZYONUYLA DEĞİŞEN DENKLEMLER

Aradan geçen yaklaşık kırk yılın ardından, bugün dönüp geriye baktığımda bir gazeteci olarak olağanüstü bir değişime tanıklık ettiğimi görüyorum. Turgut Özal’ın teknoloji transferi niyetiyle ektiği o tohumlar, bugün bambaşka bir kurumsal zekâya ve üretim gücüne dönüşmüş durumda.

Savunma sanayiinde Türkiye'nin yakaladığı bu güçlü ivme, sadece milli bir gurur tablosu değil, aynı zamanda Türkiye’nin üretim gücünü küresel pazarlara taşıyan stratejik bir başarı.

Dışa bağımlılığın yüzde 80’lerden yüzde 20’lere gerilemesi, 10 milyar doları aşan ihracat ve 20 milyar dolarlık devasa sektör hacmi; Türkiye’nin artık sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden ve küresel savunma trendlerine yön veren bir ülke olduğunu açıkça göstermektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kararlılıkla hayata geçirilen bu dönüşüm; şüphesiz ki "Türkiye Yüzyılı" vizyonunun sahadaki en güçlü tezahürlerinden biri.

Geçtiğimiz günlerde SAHA 2026 fuarında ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol'un paylaştığı veriler de bu vizyonun kurumsal yansımaları. Şirket, muharebe sahasının değişen kurallarına hızla uyum sağlayarak, ilk kamikaze su altı aracı KILIÇ ve yeni nesil kamikaze su üstü aracı TUFAN gibi Mavi Vatan'da dengeleri sarsacak oyun değiştirici hamleler yapıyor. 1988'de Thatcher'ın dikkatle incelediği ASELSAN, bugün hisse fiyatının 442 liraya ulaşmasıyla piyasa değeri 2 trilyon lirayı aşan ilk şirket unvanını alarak tarihi bir rekor kırmış durumda.

AVRUPA İÇİN "ROL MODEL" VE GÜVENLİK OMURGASI

İşin en çarpıcı yanı ise, bir zamanlar Batı'dan teknoloji transfer etmeye çalışan Türkiye'nin, bugün Batılı müttefikleri tarafından bir "rol model" ve vazgeçilmez bir "güvenlik omurgası" olarak tanımlanması.

Bunun en somut örneklerinden birini Belçika Savunma Bakanı Theo Francken'in açıklamalarında.. Ankara'daki kritik NATO Zirvesi ve Belçika Ekonomik Misyonu öncesinde konuşan Francken, Türk savunma sanayisinin inovasyon ve güçlü kapasite inşasında çok ileri seviyede olduğunu belirterek, "Bu nedenle benim için bir rol model niteliğindeler" ifadesini kullandı. Belçika'dan 60 ila 80 savunma şirketinin, Türk savunma sanayisinden "bir şeyler öğrenmek" amacıyla heyette yer alması, rüzgârın yönünün ne kadar değiştiğinin kanıtı. Francken ayrıca, iki ülke arasında gümrük tarifelerinin kaldırılmasını arzuladığını ve Türkiye'nin yüksek nitelikli iş gücüyle kurulacak ortaklıkların önemini de açıkça vurguladı.

Aynı rüzgârı SAHA 2026 kapsamındaki uluslararası panellerde de hissettik.

Chatham House Ekonomisti Timothy Ash, Avrupa savunmasının çok parçalı ve verimsiz yapısına karşılık, Türkiye'nin otonom savunma modelinin olağanüstü sonuçlar ürettiğini belirterek çok net bir teşhis koydu:

“NATO aslında Türkiye'den öğrenmeli.”

Ash'e göre, önümüzdeki dönemde Avrupa’nın en etkili askeri güçlerinden biri Türkiye olacak ve ittifakın geleceği bu ülkeler üzerinden şekillenecek.

Kanada Savunma Tedarik Bakanı Stephen Fuhr'un, teknoloji döngüsündeki hıza yetişmek için Türkiye gibi güçlü şirketlere sahip güvenilir ortaklarla "ortak üretim ve sanayi iş birlikleri" yapma zorunluluğuna dikkat çekmesi ve DTCP Ortağı Ole Aguirre'nin "Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı var" şeklindeki net tespiti, 1988'den bugüne kat edilen mesafenin uluslararası tescili.

Aguirre'nin de altını çizdiği gibi, mevcut NATO standartları Ukrayna'da yetersiz kalmıştır ve sistemin dijital bir dönüşüme, dolayısıyla Türkiye'nin pratik ve yenilikçi aklına ihtiyacı vardır.

"VİZYONER DEVLET AKLI" VURGUSU

Bugün o tarihi mektubu yeniden temize çekerken vardığım sonuç çok yalın:

1988'de Demir Leydi'nin açıkça hakkını teslim ettiği Türk mühendisliği, bugün hamasete ya da süslü PR cümlelerine ihtiyaç duymadan kendini kanıtlamıştır. Yüzde 20'lere düşen dışa bağımlılık, 20 milyar dolarlık sektör büyüklüğü ve NATO müttefiklerinin "Türkiye'den öğrenmeliyiz" noktasına gelmesi; dünden bugüne yürütülen vizyoner devlet aklının en çıplak, en doğrulanmış halidir.

patronlardunyasi.com